Elektrikli Araçların Akaryakıt Sektörüne Ve Akaryakıt İstasyonlarına Etkisi

 

 

1859 yılında ilk içten yanmalı motorun ve 1886 yılında ilk içten yanmalı motora sahip otomobilin üretimiyle beraber akaryakıt sektörü devasa hacimlere ulaşacak yolculuğuna da başlamış oldu.

Şuanda dünyada parasal hacim olarak enerji sektörü gayrimenkul sektöründen sonra 2’nci sırada. Ama stratejik önem olarak ilk sırada bulunuyor.

ABD’nin süper güç olması batılı ülkelerin Rusya’nın ve çinin gücünü koruması hatta süper güç olmaları diğer ülkelerin ise güçlü olabilmeleri için olmazsa olmaz yegâne sektördür.

Dünya stratejik dengesinin ve döngüsünün başrol oyuncusu olmasının yanında ekonomisinin de varlık sebebidir kısaca uğruna savaş çıkarılan yegâne varlıktır.

Eskiden ülkeler toprak için savaşırdı son 100 yılda ise petrol için savaşıyorlar

Petrol ihraç eden 14 ülkenin (OPEC) yaşam kaynağıdır.150 yıllık geçmişinde alternatif hiçbir enerji kaynağı petrolün yerini alamamıştır. Bütün ülkelerin vergi gelirlerinde en önemli kaynaktır.

Bu ülkemiz içinde geçerlidir. Sadece vergi değil istihdama da doğrudan ve dolaylı çok büyük katkı sağlamaktadır.

Yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının devreye girmesiyle her ne kadar önemini kaybedeceği söylense de bu 50 yıldan önce pek mümkün gözükmüyor.

Türkiye’de 13.000 i aşkın sayısıyla akaryakıt istasyonları adeta nakit tahsilat yapan vergi dairesi konumundadır.

Türkiye bayi sayısı bakımından Avrupa’da İtalya ve Almanya’dan sonra 3 sırada gelmektedir

Bazı ülkeler birçok vergiyi kaldırıp akaryakıt fiyatına eklemiştir çünkü tahsilat daha kolay ve peşindir.

Ülkemizin yıllık vergi gelirlerinin %28-30 gibi neredeyse 3’te 1’i akaryakıt sektöründen elde edilmektedir

Bu durum sektörü diğer devletlerde olduğu gibi ülkemiz de’de vazgeçilmez kılmakta ve vergi kayıp kaçaklarının önlenmesi anlamında üzerinde en çok baskı oluşturulan kanuni düzenlemeler yapılan ve denetim sistemleri geliştirilen sektör olma konumuna getirmiştir.Bütün bunları göz önüne aldığımızda elektrikli araçların yaygınlaşması sektörü nasıl etkiler buna değinelim

İlk elektrikli otomobil 1835 yılında üretildi ve 1900 lü yılların başına kadarda geliştirilerek devam etti fakat 1900’den sonrada özellikle Henry Ford tarafından seri üretimini gerçekleştirilen benzinli otomobil fiyatı ve özellikleri nedeniyle elektrikli araçlarda talebin düşmesine neden oldu beklide böyle olması istendi.

O günlerden bu günlere teknolojik gelişimini tamamlayıp akaryakıtla çalışan araçlara ciddi rakip olması neden mümkün olmadı yada kimler tarafından engellendi

Bu engellemede petrol devlerinin rolü olabilir mi?

Peki, yakın bir zamanda petrol devlerinin kuyuları kapatıyoruz artık elektrikli araçlar geliyor “harç bitti yapı paydos” diyeceklerine yüzde kaç ihtimal veriyorsunuz?

O devler ki son 100 yıldır savaşların ana nedeni olan bu ürünün sayesinde elde ettikleri güçten feragat ederek artık “bir sahil kasabasına yerleşip balık tutalım güçte sizin olsun” derler mi?

Opec ülkeleri biz iflasa razıyız yeter ki hava kirlenmesin derler mi?

Trilyonlarca dolarlık hacmi, yatırımı ve bu gücü kullanarak yöneldikleri diğer sektörleri milyonlarca çalışanı ve dahası stratejik güçlerini feda ederler mi?

En büyük vergi gelirlerini bu sektörden sağlayan devletler bu devasa gelirlerinden feragat ederler mi?

Bütün bu soruların cevabını duyar gibi oluyorum HAYIRR

Dünyada şu anda toplamda yaklaşık 4.800,000 elektrikli araç mevcut ve bu genel satışın %0,01’ini oluşturuyor

Yani dünya henüz hem altyapı hem ana sanayi, yan sanayi, servis ağı ve kalifiye eleman bakımından yeterli seviyede değil bu seviyeye ulaşması ise bütün bu saydığımız nedenlerden dolayı en az 20 yıllık yoğun bir çalışma ve buna bağlı milyarlarca dolarlık yatırım gerektiriyor bu yatırımın geri dönüş süreci düşünüldüğünde sürenin  daha da uzayacağı aşikar.

Gelelim ülkemize

İstatistiklere baktığımızda Türkiye’de trafiğe kayıtlı araç sayısı yaklaşık 25 milyon adet civarındadır bunun yaklaşık 13.500.000 adedi otomobildir yine trafiğe kayıtlı elektrikli araç sayısı 50.000 civarındadır yani yüzde 0,4’ü kadardır

Yine Türkiye’de 2030 yılında 1 milyon elektrikli aracın yollarda olması hedefleniyor veya öngörülüyor buda şuan trafiğe kayıtlı araçların %5’i demek yani 2030 yılında yollardaki araçların %95’i yine akaryakıtla çalışan araçlardan oluşacak anlamına geliyor. Tabi bu rakam akaryakıtla çalışan araçlarında satışının devam edeceğini düşünürsek oranı ne şekilde etkiler ya da bu süre içinde alternatif enerji kaynakları devreye girer mi bunu göreceğiz.

Peki yollardaki milyonlarca akaryakıtla çalışan aracın elektrik yâda diğer bulunması olası alternatif enerjilere dönüşüm süreci ve takvimi nasıl olacak. Bu günkü rakamlarla düşünürsek 25 milyon aracın dönüşümü nasıl, hangi altyapıyla ve kaç yılda tamamlanır.

Elektrikli otomobillerde satış grafiği yukarıya doğru gitse de 2012 yılından bu güne gelinen nokta aslında çok düşük ve bunun neredeyse tamamına yakınını hibrit araçlar oluşturuyor.

Yani yine fosil yakıta bağımlı halde çalışabiliyorlar.

Araç fiyatları ve artan elektrik maliyetleri vs giderlerlerin diğer araçlara oranla yüksek kalması da ayrı bir sorun.

Yedek parça fiyatları, montaj tamir ve bakım gibi durumlardaki alt yapı ve hizmet yetersizliği de sorun teşkil ediyor.

Bütün bu bilgilerin ışığında gelelim elektrikli araçların akaryakıt sektörünü ve istasyonlarını ilerde nasıl etkileyeceğine.

Sahada gerek istasyon sahipleri gerekse yatırımcılarının en çok sorduğu soruda bu

Elektrikli araçlar yaygınlaşınca istasyonlar işlevini kaybedecek mi?

Bu konuda naçizane öngörülerimi sektörel okuryazarlık boyutuyla birleştirip aktaracak olursam;

Biraz gerilere LPG’li araçların hayatımıza girmeye başladığı yıllara gidelim

Ne olmuştu?

LPG’li araçlar ilk dolaşıma girdiğinde önceleri devletimiz bu sektöre pek dokunmadı dahası serbest bıraktı. Önce parça ve imalat tarafı gelişti sonrasında montajına başlandı ve montaj servisleri açıldı kalifiye eleman yetişti sektörde bunun sebebi LPG’nin benzine oranla çok ucuz olmasıydı ve dizel otomobiller yok denecek kadar azdı resmen talep patlaması yaşanıyordu.

Sektördeki karlılığı gören firmalar, tamirciler vakit kaybetmeden geçiş yaptılar ve bu işin ana ve yan sanayisi gelişimini tamamlamış oldu.

Bu gelişmelere paralel olarak LPG’deki yüksek karlılık LPG satışı yapan istasyonların hızla açılmasına sebep oldu artık sektörün imalattan montaja, tedarikten lojistiğe ve satışa tüm alt yapısı tamamlanmış ve yüksek karlılıkla adeta cazibe merkezi oluvermişti.

Bu durum devletin dışardan seyretmesiyle bir müddet böyle devam etti ve sektörün oturması sağlandı o günlerde artık benzinin tahtı sallanmaya başlamıştı sıralı sistem teknolojisi henüz gelişmediğinden aylarca aracına benzin koymuyordu insanlar.

Hatta bu öyle bir noktaya gitmişti ki mutfak tüplerini bile serbestçe istasyonlardan ucuza dolduruyorduk. Tüpçü esnafı batma noktasına gelmişti.

Akaryakıt istasyonları ise benzin satışlarındaki azalıştan ve kar kaybından kaynaklı bu olumsuz gidişata dur demek adına LPG satışı için girişimlerini hızlandırdı lejantlara “L” ibaresi eklenerek bunun yolu açıldı ve istasyonlar lpg satışına başladı.

Tam bu noktada devlet artık sektörün tam anlamıyla oturduğuna kani olunca tabiri caizse “mekânın sahibi geri geldi” diyerek mevzuatlarla bazı düzenlemeler yaparak hem vergi kısmında hem de sektörel işleyişi düzenleme amaçlı dokunuşlar yaptı.

Vergi gelirlerini artırıcı yasalar çıkardı imalattan montaja kurlumdan lojistiğe kadar hem vergi geliri hemde sektörü disipline edecek adımlar attı. Mutfak tüpü doldurmayı yasakladı, denetimler arttırıldı kayıp kaçak vs önleme girişimleri hızlandı.

Yönetmeliklere uymama ve yasal olmayan girişimlere ağır cezalar getirildi öyle ki mutfak tüpü dolumu yapmayı bırakın;
Aparatını bile yakalatırsanız çok büyük cezalara maruz kalacağınız boyutta sektörü kontrol altına aldı.

Mesul müdür şartı ve ek harçlarda cabası.

Bütün bu durumlar LPG’de karlılığı azalttığı gibi istasyonlar arası rekabetinde tetiklemesiyle bir zamanların kar şampiyonu LPG’yi Litre başı karlılıkta kar marjı en düşük olan benzinin dahi gerisine attı devlet artık sadece akaryakıtta değil LPG’de en büyük ortaktı dedik ya mekânın sahibi geri gelmişti ama tam gelmişti öyle bir anda gelmişti ki artık lpg istasyonlar için olmazsa olmaz atsan atılmaz satsan satılmaz bir üründü kar olmasa bile mecburi ürünler arasında yerini almıştı.

Pompa fiyatı ve fayda anlamında da son kullanıcı açısından cazibesini yitirmişti

Gidişat bu seferde dizel araçları cazip hale getirmişti özellikle taksiciler ve şirket araçları LPG’den dizele dönüvermişti.

Kar kaybı yavaş yavaş sadece lpg satan istasyonların kapanmasına yada akaryakıt istasyonlarına dönüşmesine sebep oldu sonuçta bu ürün akaryakıt istasyonlarının bir ürünü haline dönüştü.

LPG’nin bu tarihsel seyrine bakacak olursak sizce elektrikli araçlarda durum farklımı olacak elbette ki HAYIR

Akaryakıt dağıtım firmaları sadece araçlara istasyonlarda hizmet verme amaçlı elektrik dağıtıcı lisansını alarak bu alanda da işlerliklerini devam ettireceklerdir.

Elektrikli araçlar istasyonlardan başka yerlerde dolum yapamayacak şekilde tasarlanacaklar.

Parklarda, avm’ler de ve sair istasyon dışı alanlarda şarj etme imkanı yasa marifetiyle ortadan kaldırılacak ve hatta yasaklanacaktır.

İstasyonlar hızlı şarj üniteleriyle donanacak

Geniş alanlı istasyonlar cazip hale gelecek

Evde yada sanayide kullanılan elektrik vs. fiyatlarından farklı bir fiyat uygulanacak

Nesnelerin interneti kavramı bu istasyonlarda aktif olarak kullanılacak

Depolama, nakliye vs. gündemden çıkacak

Dağıtıcı ya da nakliye kaynaklı ürün kaybı söz konusu olmayacak

Daha önemlisi devletin en büyük ve hızlı vergi gelirini sağladığı bu sektörü gözden çıkarması ve bindiği dalı kesmesini beklemek hafif tabiriyle gerçeklerden uzak ve aşırı iyimser bir yorum olur.

Uzun lafın kısası ulaşım (yolcu, yük, nakliye vs.)araçlarla yapıldığı müddetçe istasyonlar var olmaya devam edecektir.

hele ki son yıllarda adeta BUTİK AVM’lere dönüştürülerek akaryakıt dışı gelir sağlama anlamında da işletmecisine ek kazanç imkanı sağlaması ve 7/24 açık ve açık olması zorunlu tek ticari üniteler olması nedeniyle de cazibesini artırdığı aşikardır. (pandemi dönemi bunun ispatı niteliğindedir)

Dönüşecek, kabuk değiştirecek, teknolojik gelişme ve şartlara bağlı olarak yenilenecek ama varlığını sürdürecektir.

Bazı dönemler karlılığı azalsa da farklı gider kalemlerinde artış olsa da devlet bu durumları da düzenleyerek istasyonların ekonomik cazibesini yitirmesinin önüne geçerek sektörün tatmin edici şekilde kazanç elde etmesinin önünü açacaktır.

Bu sebepten dolayıdır ki her zaman cazibesini koruyarak önemli bir kazanç ve yatırım alanı olarak her zaman tercih edilecek ve prestijli meslek olma özelliğine sahip sektörler arasındaki konumunu muhafaza edecektir.

Bunun en büyük kanıtı stratejik konumu ve sektörel geçmişidir.

Mutlu TAŞDEMİR / Sektör Uzmanı – Eğitmen

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir